Kış Bahçesi
Updated: Feb 23
Gece yarısı uyandım
güneş daha batmamış, beni çağırıyor.
Babamın destek tekerlerini çıkarmadığı bisikletime atlıyorum.
Kumlar batmayanın aynası,
Simli demişti kızım bir kere.
Can kurtaranlar şehirde, derilerini dinlendiriyor, mavi bayrakları restoranlara sermiş servis yapıyorlar.
Dalgakıran iskeleye sahip çıkamamış
beni mi koruyacak.
Bata çıka denize varırım sanıyorum ama
değil,
yaz yağmuruna benzemiyor oluktakiler.
Tam tersine bir trafik,
sahildekiler evlere taşınır,
damla damla
koca koca
adamın kafasını yarar,
Poyraz —hırsız— kırdığı panjurlardan içeri sızmış ve suyu görünce betona kesmemiş olanlar teraslarda, tabelalarda
şimdi onlar yaldızlı kızım alan yok, satan yok (talan yok)
çürümüş ahşap oyuklarına yuva yapar
üşüyenler.
Yosun kokuyor başıboş kumlar kasabası!
İnsan bu hüzünde de babasının evladına kıyamadığı için sökmediği —evlatlar asla büyümez— destek tekerlerini sökmeyecekse ne zaman sökecek?
Kendime kıyma zamanı!
Hem benim kumdan kalem, orman gibi sert olacak
ne fırtına ne yağmur işleyecek,
hendeğinden soğuk sular akacak, denize dökülen bir çay,
karlar eriyince aldı getirdi beni
dört teker.
Önce yarım pedal
sonra tam,
bir iki düş.
Kavuştuk işte grinin üstündeki
turuncu kabuk.
Devran(ım) artık dönmüyor, kaşıyıp yeniden kanatmamı bekliyor.
Ayaklarım suya deyince
yalın ayak,
balık kafayı çıkartıyor
taaaaaa
yüzgecine kadar,
Poyraz susuyor,
deniz sağır
sen kimsin diye soruyor balık,
çünkü ancak böyle sökermişim kırbacı, fırlatırmışım topacı
dönermiş.
Ve yaz gelirmiş,
yeniden.
On Dört / Nisan / İki Bin Yirmi Dört
ÖZDERE — İZMİR


